Söyleşiler

1917-DEVRİMİN RAPSODİSİ

{$te}

Tarihi büyük bireyler yapmıyor, kuşkusuz; ama tarihte büyük şahsiyetlerin rolünü de hiçbir zaman reddetmemek gerekiyor. Nihayetinde Lenin ve Troçki böyle iki isimdi. Onların bu örnekteki tavırları devrime dair çok şey anlatıyor.
Tarih yazımlarından başlamak istiyorum, Ekim Devrim’i tarih yazımlarına nasıl yansıdı? Ezcümle Ekim Devrimi tarihi nasıl yazıldı?
1917 Rusya Devrimi’nin tarihi de, tıpkı 1936-37 İspanya Devrimi’nin tarihi gibi, siyasi çekişmelerden ve ideolojik kamplaşmalardan bağımsız yazılmadı. Aslında devrimin iniş çıkışlarıbağlantılı olarak nesnel tarihçilik yanıyla ideolojik propaganda yanı kapıştı. Nihayetinde bu durum İngiliz-Amerikan tarihçilerin üstünlüğü ele geçirmelerini sağladı diyebiliriz. Tahmin edilebileceği üzere, bütün farklı kamplara karşın, son kertede, iki büyük kamp vardı: Devrimi göklere çıkaran kanat ile devrimi yerin dibine batıran kanat. Soğuk Savaş döneminde bu kutuplaşmaya bulaşmadan nesnel tarihçilik yapmaya çalışan birçok tarihçi bu kamplaşmanın etkisiyle devrimin büyüklüğünü yeterince teslim etmiyordu, ama son yirmi yılda bu durumun büyük oranda değişmeye başladığını söyleyebiliriz, en azından mesleğine ihanet etmeyen tarihçiler söz konusu olduğu kadarıyla. Öyle ya, sonuçta insanlık tarihinin en büyük hadisesinden bahsediyoruz.
İlk sorudan hareketle kitabın ismi neden 1917 Devrimin Rapsodisi adını aldı?
“Devrimin Rapsodisi” adı birazcık önce kitabımla alakalı. Ben nesnel bir tarihçiyim, ama tarafsız değilim. Tarihte (ve bugün de) ezilenlerin yanındayım. Onların çıkarlarını korumak için gerçekleri çarpıtmaya gerek yok. Bu çerçevede bakıldığında, İspanya iç Savaşı ne yazık ki bizim yenildiğimiz bir savaştı ve ben yıllarca kaybettiğimiz bir savaşı inceledim. Acıklı sonunu bildiğiniz bir filmi tekrar tekrar izlemek gibi bir şeydi bu. Yapılan yanlışları gördükçe kahroluyordum. Bu açıdan 1917’ye dönmek bana ilaç gibi geldi. Sol olarak yıllardır hep yeniliyoruz. Ama bir örnek var ki, işte 1917, ilk kez mağdur ve mahzun olmaktan kurtulduğumuz, devrimin melankolisinin gittiği, rapsodisinin geldiği bir uğrak.
Şubat Devrimi’ne gelmeden önce Rusya’da siyasal nizam, toplumsal manzara ve siyasal partiler açısından vaziyet nasıldı?
Rusya geç kapitalistleşmiş olmasına karşın, kısa sürede ciddi bir atılım kaydetmişti ve dünyadaki altı-yedi emperyalist devletten biri konumuna yükselmişti. Ama bunun bir bedeli vardı: işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki çelişki alabildiğine şiddetlenmişti. İşçi sınıfı bu rahatsızlığını her fırsatta kitlesel ve militan eylemleri gösteriyordu.
Diğer yandan, Rusya burjuva-demokratik dönüşümün burjuva (kapitalist) yanında ne kadar hızlıysa, demokratik yanında da o kadar tutuk ve cimriydi. Ülkede çözüm bekleyen yakıcı demokratik sorunlar vardı: Köylülerin toprak sorunu, biçimsel kadın-erkek eşitliği, ulusal haklar, bir demokratik meclis ve genel oy hakkı ve – I. Dünya Savaşı’yla birlikte– barış sorunu en çok öne çıkan başlıklardı.
Çar’ın beğenmediği partiler yasaklı olduğundan, siyaset arenası burjuva ya da monarşist partilere kalmıştı, ama Bolşeviklerin de aralarında bulunduğu çeşitli sol partiler ciddi bir örgütlü çekirdeğe sahipti. Hareket yükseldiğinde bunun meyvelerini toplayacaklardı.
“Hareket yükseldiğinde sol bunun meyvelerini toplayacaklardı” dediniz; ama Şubat’ta iktidar burjuvaziye geçti?
Bunun sebebi sol partilerin iktidarı burjuvaziye vermek istemeleriydi! Tabii Bolşevikleri hariç tutmalı. Ama onların içinde bile, iktidarı burjuvazinin alması gerektiğini düşünenler (Stalin ve Kamenev gibi) yok değildi. Bunun sebebi Rusya’daki sosyalistlerin akıllarını yitirmiş olmaları değil; Marksizmin reformist, tedrici yorumuna (daha somutlaştırırsak, İkinci Enternasyonal çizgisine) bağlı olmalarıydı. Bu anlayışa göre, tarihin bozulmaması gereken bir yasası vardı ve bu düz çizgi anlayışına göre, iktidar proletaryadan önce burjuvazinin hakkıydı. 1917 başladığında ayrı siyasi örgütlerde yer alan Lenin ile Troçki’yi birleştiren, bu reformist-tedrici anlayışa ısrarla karşı çıkmaları oldu.
Lenin ve Troçki’nin “tarihin bozulmaması gereken bir yasasına” uymamaları bir “anamoli” miydi? Lenin ve Troçki’ye diğer yoldaşları Stalin ve Kamenev’den farklı olarak Finlandiya istasyonunda “Yaşasın dünya sosyalist devrimi!” dedirten neydi?
Tarihi büyük bireyler yapmıyor, kuşkusuz; ama tarihte büyük şahsiyetlerin rolünü de hiçbir zaman reddetmemek gerekiyor. Nihayetinde Lenin ve Troçki böyle iki isimdi. Onların bu örnekteki tavırları devrime dair çok şey anlatıyor. Meselenin elbette doğru teorik kavrayışla çok alakası var; neyi savundukları kuşkusuz çok önemliydi. Ama bir o kadar önemlisi, neleri savundukları kadar nelerden nefret ettikleriydi. İkisi de kapitalizmin o kokuşmuş düzeninden nefret ediyorlardı, saray yaşamından olduğu gibi o sözde kibar burjuva parlamentolarından da tiksiniyorlardı. İçlerinde buradan gelen muazzam bir hınç vardı. Tarihin yasası da emretse, hoş emrettiği yoktu ya, burjuvazinin, kapitalizmin sultası altına girmezlerdi. Devrimi sonuna kadar ilerletmek gerektiği düşüncesi ancak böyle bir çift motorla gerçeğe dönüşebilirdi.
Şubat Devrimi’nin sınıfsal ve toplumsal niteliği neydi? Kitabınızda Şubat’ı burjuva demokratik devrim olarak görmüyorsunuz?
Genel kanının aksine, Şubat Devrimi bir burjuva-demokratik devrim değildi. Devrim iktidarın sınıfsal açıdan el değiştirmesi olduğu oranda, Şubat bir devrimdi. Ama Lenin bu devrimin hiçbir sorunu çözmediğini, görevine sadık kalmak yerine, eski rejimle uzlaşma derdine düştüğünü söyler. Bu yüzden de, bazıları Şubat Devrimi’ni büyük bir devrim diye nitelendirse de “şimdilik kokuşmuş bir devrim olarak” nitelendirmenin daha doğru olacağını vurgular –Ekim’den önce. Buna bir de Ekim’i eklemek lazım. Ekim Devrimi olup da, Bolşeviklerin önderliğindeki Sovyet iktidarı burjuva-demokratik devrimin bütün sorunlarını tümüyle ve hızla çözünce, artık Şubat Devrimi’nin esamisi bile okunmaz. Lenin burjuva devriminin de proleter devriminin de Ekim’de hallolduğunu söyler. Haklıdır da. Rusya’da devrim, iktidarın farklı iki sınıfın (burjuvazi ve sonra proletaryanın) elinde olduğu iki ayrı aşamada değil, iktidarın bir ve aynı sınıfın (proletaryanın) elinde olduğu bir süreklilik içinde tamamlandı.
Peki, Devrim niye sandıkta kazanamadı? Aslında bu sorunun cevabı tarihte değil, sosyolojide saklıdır: Nasıl kazansın? Devrim sayısal hesaba indirgenemez. Sermayenin maddi ve ideolojik tahakküm aygıtlarına sahip olduğu ortamda, devrimin sandıktan galip çıkmasını beklemek hayaldir.
Proleter devrimler çağında burjuva devrimlerinin “demokratik” yönünün olmaması, burjuva devrimlerinin bir özelliği değil midir?
Bu, genel itibariyle, doğru bir kural, ama ancak Marksistlerin 1917’den itibaren çıkardıkları genel bir kural. 1917 öncesinde benim bildiğim kadarıyla bu görüşü savunan tek bir Marksist var, o da Troçki (demokratik sorunları tümden boşlayanları saymıyorum). Ne var ki 1917’den sonra bile sosyalistlerin ezici çoğunluğu bu görüşe itibar etmedi. Şöyle düşünün, Türkiye’de yirminci yüzyılın ikinci yarısında bile “zinde güçler” diyerek burjuvaziye boyundan büyük anlamlar yüklendi. Keza 1936 İspanya Devrimi’nde bu yanılsamanın esiri olan “Halk Cephesi” temsilcileri, devrimin yenilgisini hazırladılar.
“Rapsodi’nin geldiği uğrak” diye ifade ettiğiniz durum kimilerinin de yenilgisi oldu, bu yenilgiyle birlikte liberal okul, özellikle totalitarizm okulu, Bolşevikleri “işçi sınıfından kopuk, dar, komplocu bir gurup” olarak tanımladığı gibi Bolşevik Devrimi’ni “Hükümet Darbesi” olarak değerlendirdi. Siz ne dersiniz; Bolşevikler “komplocu küçük gurup” yaptıkları ise “hükümet darbesi” miydi?
Bunun tarihsel gerçekliklerle uzaktan yakından alakası yok. Soğuk Savaş döneminde dolaşıma sokulmuş bir karşı-propaganda söylemiydi. Bunun haricinde teorik olarak da sorunlu bir yaklaşımdan besleniyor. Devrimi cümbür cemaat yapılan bir eylem olarak tahayyül eden, çoğunluğu sayısal üstünlüğe indirgeyen bir anlayışın ürünü. Ben kitabımda bu iki hususu da ayrıntılarıyla işlemeye çalıştım. Nitekim Bolşeviklerin darbe değil, esaslı bir devrim yaptıklarını bugün birçok saygın akademisyen ve burjuva tarihçisi de kabul ediyor. Fakat bizde bu konuya dair en son okudukları kaynaklar 20-30 yıl öncesine ait olanlar halen başka telden çalmaya devam ediyor; tahrifatın sebeplerinden biri de bu.
Kitabınız da bahsettiniz o iki hususu kısaca biraz açar mısınız?
Darbe tezini birkaç maddeye indirgemek mümkündür: 1) Ekim Devrimi Petrograd’la sınırlı bir iktidar değişikliğiydi, ülkenin geneline yayılmamıştı; 2) Halkın katıldığı bir devrim değil, cahil ya da lümpen kesimleri seferber eden bir komploydu; 3) Bolşevikler Rusya’da sayısal anlamda mutlak çoğunluğa sahip değillerdi, olsalardı Kurucu Meclis seçimlerinden birinci çıkarlardı.
İlk iddiadan başlarsak; Ekim Devrimi’nin esasen Petrograd merkezli olduğu doğrudur. Zaten Bolşeviklerin başkentteki gücünü sorgulayan yoktur. Ama Bolşevikler sadece başkentte değil, bütün sanayi merkezlerinde ve kentlerde güçlüydü; sadece, kavganın düğümü Petrograd’da çözüldü. Fakat bu da devrimlerin ruhuna uygundur. Aynısı “herkes”in sahiplendiği Şubat Devrimi için de geçerli değil miydi? Şubat Devrimi de Petrograd’ın öncülüğünde gerçekleşti. Zaten sadece devrimler değil, neredeyse her büyük dönüşüm metropol merkezlidir.
İkincisi, birçok tarihçinin ortaya koyduğu veriler, Bolşeviklerin esas kitlesinin manipülasyona açık cahil kitleler değil; işçi sınıfının en vasıflı, en okuryazar, en kentli, hattâ Viborg ilçesindeki metal işçilerinde olduğu gibi, en yüksek ücret alan katmanları olduğunu gösteriyor.
Peki, Devrim niye sandıkta kazanamadı? Aslında bu sorunun cevabı tarihte değil, sosyolojide saklıdır: Nasıl kazansın? Devrim sayısal hesaba indirgenemez. Sermayenin maddi ve ideolojik tahakküm aygıtlarına sahip olduğu ortamda, devrimin sandıktan galip çıkmasını beklemek hayaldir. Lenin tam da buna dikkat çeker: “Zaferi, burjuvazinin yönetimindeki bir seçimde oy çoğunluğu sağlamakla ya da bunu kazanmanın bir koşulu yapmakla sınırlamak tam bir aptallıktır ya da işçileri aldatmaktan başka bir şey değildir.” Devrimin kitlelere dayatılamayacağı ne derece doğruysa; ilerici ve haklı bir mücadelenin içinde olan milyonların, eski azınlığı devirerek kendi projelerini hayata geçirmek için sayısal çoğunluğu beklemelerini salık vermek de o derece yanlıştır. Bolşevikler yüzde elli artı biri bulalım diye beklemeden doğru zamanda harekete geçerek büyük bir devrime öncülük etmişlerdir: Sovyet Devrimi’ne.
Bolşeviklerin Kurucu Meclis seçimlerini tanımamalarındaki neden devrimle almış olduğu iktidarı seçimle geri vermemesi mi?
Şimdi, öncelikle Kurucu Meclis seçimleriyle ilgili genel okuyucunun doğru zannettiği yanlışları sıralamak gerekiyor. Bir defa, bu bizim anladığımız anlamıyla bir demokratik seçim değildi, ama bunun kabahatlisi de Bolşevikler değildi. Sorun katılımın % 50’yi ancak geçmesiyle sınırlı görülemez. Bolşeviklerin kontrolünde olmayan bölgelerde alenen hile yapılmıştı, oysa Bolşeviklerin kontrolünde olan bölgelerde seçim, muarızlarının da kabul ettiği üzere, adil geçmişti. Seçimler sadece şehirlerde ve cephede sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilebildi ve bu yerlerde toplamda Bolşevikler üstündü.
Diğer yandan, sorunuza doğrudan cevap vermek gerekirse, kendi adıma, Bolşeviklerin gerçekleşmesi için koşulların hazır olmadığı bir seçimi, üstelik bu kadar erken gerçekleştirerek yanlış yaptıklarına inanıyorum. İki şey var elbette: Birincisi, devrimle aldıkları, yani zor yoluyla değil Sovyetlerdeki seçim yoluyla aldıkları iktidarı sahte bir seçimle vermemeleri gerekiyordu; ikincisi de bununla bağlantılı olarak iktidar sorunu sayısal çoğunluğa indirgenmiş oluyordu ki, Bolşevikler aslında bu tufaya düşmezlerdi, fakat muhtemelen köylülüğün etkisini olduğundan fazla gördüler ya da olumsuz tepki göstereceğine inandılar. Oysa Kurucu Meclis’in dağıtılmasına sadece şehirlerde değil, SR’lerin güçlü olduğu köylerde bile tepki çok azdı.
Şubat Devrimi ve Bolşevik Devrimi arasında geçen sürede süre de Sovyetlerde öncülüğün Bolşeviklere geçmesindeki nedenler nelerdi?
Bir defa,tekrara kaçma pahasına da olsa söylemek lazım: Lenin idi. Lenin olmasa Bolşevik parti olmazdı, devrim de katalizöründen mahrum kalırdı. İkincisi, daha doğrusu birincisiyle eşdeğer şekilde Troçki. Başkent Sovyetlerinin başkanı olarak sadece partiyi destekleyen kitlelerin değil, daha geniş kitlelerin devrime kazanılmasında en hayati rolü oynadı. Nitekim Stalin de devrimden bir yıl sonra yaptığı konuşmada bunu teslim eder. Kişilerden çıkıp politikalara gelecek olursak, Bolşevikler ajitasyonla propaganda farkını çok iyi anlamışlardı; devrime propagandayla hazırlanılır, ajitasyonla gidilir, yani az kişiye çok şey öğreterek başlayıp çok kişiye az ama öz şey öğreterek bitirirsin. Bolşeviklerin ekmek, toprak ve barış sloganı ve bununla bağlantılı olarak Bütün İktidar Sovyetlere söylemi devrimin kaderini belirledi, çünkü milyonlarca ezilen insanın en temel arzularını dile getiriyordu.
Ekim Devrimi ile devrilen Geçici Hükümet; denildiği gibi Rusya’yı evrim içerisinde parlamenter yollardan demokratikleştirecek siyasal güç müydü? Bolşeviklerin aceleciliği Rusya’yı demokrasiden mahrum kalmasına mı neden oldu?
Rusya diğer ülkelerden bağımsız bir ada değildi. O dönemde benzer süreçlerden geçen, devrimci ve karşıdevrimci hareketlerle sarsılan İspanya, Almanya, İtalya gibi ülkelerde yaşananlar böyle evrimsel, tedrici bir ilerlemenin mümkün olmadığını gösteriyor zaten. Dolayısıyla mesele Bolşeviklerin tarihin akışını zorlamaları değildi.
Doğru mu anlıyorum; Bolşevikler Ekim’i gerçekleştirmeseydi “parlamenter demokratik” bir Rusya yerine; Franco, Hitler ve Musollini’in başında olduğu ülkelere benzer faşist bir yapı ve liderlik mi olacaktı?
Evet.
Ekim Devrimi ile birlikte işçilerin kademeli olarak üretim üzerinde işçi kontrolünü yitirdiği, devletin üretim üzerinde kontrolü sağladığı hakkında ne dersiniz? “Devletçi sapma” başından Bolşevizm’e içkin miydi?
Bu konuda da ne yazık ki Bolşevikler dünyadaki diğer gelişmelerden, diğer sol-devrimci akımlardan ve iktidar deneyimlerinden bağımsız değerlendiriliyor. Örneğin bu konuda apayrı görüşleri savunan anarşistlerin 1936 İspanya Devrimi’nde neler yaptıklarına bakalım. Ben bunları İspanya kitabımda uzun uzun anlatmıştım; burada özetlemek gerekirse, Bolşeviklerle aynı sorunları yaşadılar ve çoğu zaman da aynı yollara başvurdular. Sorun devrimin her zaman başarısızlığa mahkûm olmasında değil; evvela Rusya’nın ekonomik açıdan geri bir ülke olmasında, ikincisi devrimin öyle bir defada olup bitecek, başarılacak bir hadise olmamasında saklıydı.
Ekim Devrimi ne devrimiydi? Neyi devirmiş, hangi çağı başlatmıştı? Tarihsel selefleri ve halefleri ilişkisi nereye oturuyordu?
Rusya Devrimi ilk büyük ya da ülke çapındaki işçi devrimi, aynı anlama gelmek üzere ilk sosyalist devrimdi. Fakat önünde çözmesi gereken, geçmişten miras kalan burjuva-demokratik sorunlar da vardı, zira burjuvazi bu sorunları çözmekten acizdi. Bu yüzden Bolşevikler iki devrimi bir arada yapmak zorunda kalmışlar, tarihsel açıdan daha önce olan burjuva devriminin sorunlarını proleter devrimine geçerken çözmüşlerdi. Nitelim günümüzde de sınıf sorununu, ezme-ezilme ilişkisini çözebilecek yegane devrim bu türde bir sosyalist devrimdir.
Made on
Tilda